OĞLUM REŞİT… OLMASIN | Memurlarınsesi-Memur haberleri-Kamunun haber sitesi.Memur, Öğretmen, KPSS, e-okul, eğitim, sendika, belediye, memur alım ilanları
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>OĞLUM REŞİT… OLMASIN 16.10.2015 11:09

OĞLUM REŞİT… OLMASIN

OĞLUM REŞİT… OLMASIN


Efendim biraz gecikmeli de olsa yeni bir eğitim–öğretim yılının başlangıcındayız. Bu eğitim-öğretim yılına, önceki yıllardan beri süre gelen bazı sorunlarda kısmi bir azalma ile başladık. Yaz dönemindeki toplu sözleşme döneminde genelde memurlar ve özelde eğitim çalışanları bir takım kazanımlar da elde ettiler. Herkesi memnun eden kendini memnun edemezmiş. Dolayısıyla memnun olmayanlar da elbette var.

Önceki yıllarda bendenizin de yazdığı nöbet görevi için ücret ödenmesinin getirilmesi çok yerinde olmuştur. 2012 de yazdığımız bir yazıda nöbet tutmanın tercihe bırakılmasını ve ücret ödenmesini önermiştik. Bu önerimiz, tercih hakkı kapsam dışında tutularak gerçekleşti. Daha sonra yapılacak bir düzenleme ile tercih hakkı da verilmelidir. Çünkü nöbet tutmak istemeyenler yerine, bu işi hakkıyla yapan öğretmenler haftada iki nöbet tutabilir. Bir de bu ücretten öğretmenler ve müdür yardımcıları faydalanırken, hemen her gün nöbet başında olan okul müdürlerinin istifade edememesi de garip doğrusu.

Adrese dayalı kayıt sistemi nedeniyle, kendi çalıştığı okuluna kendi çocuğunu dahi götüremeyen öğretmenlerin yaşadığı sıkıntıları da dile getirmiş ve bu talebimizi yetkilere ulaştırmıştık. Bu mağduriyetin de yapılan değişiklikle tüm çalışanlar için genişletilerek; anne-babanın iş yerine en yakın okula, imkân dâhilinde kayıt yaptırabilme hakkının verilmiş olması da çok yerinde olmuştur. Fakat bu durum bazı istismarlara yol açmıştır. Hem annenin hem babanın aynı eğitim bölgesinde çalışması istenirken ki bu pek de mümkün değildir, bu madde işletilerek bazı okullar şişirilmiş ve ikili eğitime yönelmek zorunda kalmışlardır. Bu düzenleme, bahsedilen uygulamalara fırsat vermeyecek şekilde revize edilmelidir.

Velilerimizin, ismi duyulmuş okulların kırk kişilik sınıflarına öğrenci nakletme gayretlerine teşne olan okul idarelerini de anlamakta zorluk çekiyoruz doğrusu. Bu konuda da gerekli düzenlemeler yapılmalı ve genelde il merkezlerinde yer alan bu okullar tenhalaştırılmalıdır. Böylece hem trafik yükü hafifleyecek hem de sağlıklı bir eğitim ortamı oluşturulmasının önü açılacaktır. Kenar mahallelerdeki sınıf mevcutlarının 15’e hatta 10’ a düşmesi önlenecektir. Aksi halde 20 kişinin altındaki sınıflarda sınıf iklimi oluşmamaktadır. Aslında rotasyon uygulaması bunun için bir fırsattı. Fakat yoğun toplumsal, siyasi ve sivil toplum baskıları sonucu rotasyonu kuşa çevirdik, uçtu gitti maalesef.

Oysa eğitim camiasının içinde olanlar bilir ki; yerinden kalkmayan birini koşturamazsınız. Ama oturan kişiyi kaldırabilir, yerinden kalkanı yürütebilir, yürüyeni koşturabilirsiniz. Hiçbir öğretmen, hiçbir öğrencinin kafasını yarıp içerisine tüm bilgileri enjekte edemez. Hal böyle iken, kıymetli velilerimizin öğrencilerini alıp belli okullara doldurmaları yersizdir. İddia ediyorum ki, meşhur olmuş okulların kadrolarını alıp, adı sanı duyulmamış bir okula topyekûn nakletsek aynı başarıyı yeni okullarında yakalayamazlar. Başarı; arka planında sadece kuru kuruya okul binası olan bir süreç değildir.

 

Öteki birçok alanda yaşanan olumlu anlamda değişim ve gelişim,  ne hikmetse “eğitim alanında” bir türlü yeterli sıçramayı yapamıyor. Bakanlar değişiyor, bürokratlar değişiyor hatta sistem değişiyor. Yabancı memleketlere heyetler gönderiliyor, incelemeler yaptırılıyor. Eğitimde Dünya’nın önde gelen devletlerinin sistemleri alınıp tatbik ediliyor. Norveç Modeli, Finlandiya Modeli, Yapısalcı Model derken Romanya’da da uygulanan 4+4+4 sistemi getiriliyor. Ama yine yok.

Eğitim camiasının kahir ekseriyetinin “işte bu” dediği bir sistem yine yok. Bu durumda, ister istemez şu soru insanın aklına geliyor: “sorun gerçekten eğitim sistemlerinde mi, yoksa “müzmin muhalefet istemezük lobisi”nde mi? Ya da soruyu söyle düzeltelim: eğitim camiasının büyük çoğunluğu neden memnun değil? Hükümete yakın olduğu iddia edilen sendika üyeleri ve hükümete değil de başka partilere daha yakın olan sendika üyeleri neden eğitim politikalarını beğenmiyorlar?

Aklınıza binlerce cevap geldiğini biliyorum. Fakat şuna emimiz ki herkes için adaleti tesis edersek, bu hoşnutsuzlar korosunu da hoşnut edebiliriz. Birçok düzenleme elbette ülkemiz eğitimini daha ileriye götürmek için yapılıyor.

Ülkemizdeki öğretmen açığının kapatılması için; haftalık 30 saat zorunlu ders saatinin tüm branşlar için uygulanması çok önemlidir. Maaş karşılığı15 saati doldurup, haftada üç gün okul dört gün tatil anlayışı bu memlekete yazık etmektir.

2015-2016 eğitim-öğretim yılında tüm meslektaşlarıma hayırlı başarılar dilerken; ders ücretleri açısından sınıf öğretmeni-branş öğretmeni ayrımının kaldırılmasını, eğitimcilerin kişisel gelişiminin hayat boyu sürmesi için tezli yüksek lisans ve doktora yapmanın cazip hale getirilmesini tekrar hatırlatırım.

Bizden söylemesi. Her ne kadar “oğlum Reşit, sen söyle sen işit “ durumu olsa da…

2015-2016 Eğitim-öğretim yılının; millete, devlete, dine-diyanete, ilme-irfana-hakikate, talim ve terbiyeye, tüm muallim ve mürebbiyelere, talep eden-etmeyen talebelere hayırlar getirmesi duasıyla haydi bismillah…

 

http://www.memurlarinsesi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..Memurlarınsesi-Memur haberleri -Kamunun haber sitesi.
haberyazilimi.com - http://www.memurlarinsesi.com/