KORU BENİ | Memurlarınsesi-Memur haberleri-Kamunun haber sitesi.Memur, Öğretmen, KPSS, e-okul, eğitim, sendika, belediye, memur alım ilanları
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>KORU BENİ 04.12.2015 18:26

KORU BENİ

Bu yüzden asıl korunması gereken tarafın bütün ve büyük sistemi destekleyen taraf olması gerektiği umulurdu. Nitekim çöken sistemi ayağa kaldıracak öneriler işte böyle sıralandı:

Amerika’da başlayarak Avrupa’yı ve sonra bütün dünyayı etkisi altına alan 1929 dünya ekonomik krizi sosyal hayatta da büyük sıkıntılar yaşatmıştı.

 

1930’larda bütün dünyada hissedilen iktisadi kriz için ABD’de çözüm arayışları devam ediyor,  çalışmalar, toplantılar yapılıyordu. Üzerinde durulan temel konu mali siyasetin geniş kapsamlı olarak düzenlenmesiydi. Aslında bütün konular için doğal olan adaletin sağlanması ve sistemi bozacak uygulamaların ortadan kaldırılması gerekliydi.

 

Elbet haklıydılar çünkü krize götüren süreçteki mevcut uygulama ve/veya uygulayıcılardan kaynaklanan etkenler bu sonuçlar doğurmuştu. Bu da sadece kendilerini değil dünyadaki diğer sistemleri ve insanları da karşılıklı olarak etkilemekteydi.  

 

Onlar için önemli olan diğer bir konu da;  dünyadaki diğer insanları sistemlerinin iyi olduğuna ikna etmelerinin gerekmesiydi. Eğer toparlanıp ikna edemezlerse ağızları iyi laf yapan düşmanlarının dünya insanlarını kendi taraflarına çekebileceklerini ısrarla belirtiyorlardı. Konuşmacı seçkin topluluğa şu soruyu sordu:

 

Özel teşebbüs hayatiyetini muhafaza edebilmek için zorluklara katlanacak ve gerekirse mücadele edecek mi? 

 

Zorluklara katlanması ve gerekirse mücadele etmesi beklenen özel teşebbüsten kastedilen elbette küçük sanayi ve işletmeciler değildi çünkü Amerikan sisteminde özel teşebbüs demek sanki devlet gibi olan kuruluşlar demek. Nimet-külfet dengesi yani…

 

Bu yüzden asıl korunması gereken tarafın bütün ve büyük sistemi destekleyen taraf olması gerektiği umulurdu. Nitekim çöken sistemi ayağa kaldıracak öneriler işte böyle sıralandı:   

 

 “Küçük sanayi erbabının işlerini yürütebilmeleri için bütün halinde 4 madde sunuyoruz:

1-      Vergi sistemi küçük sanayi erbabının yatırım yapabilmeleri için vergiden muaf ihtiyat para biriktirebilmelerine imkân sağlamalı.

2-      Vergi sistemi büyük şirketlerin kârları nispetinde vergi ödemelerini gerekli kılmalı.

3-      Vergi sistemi küçük sanayi erbabının muhtemel krizleri karşılayabilmeleri için 7 sene vergi ödememelerine imkân sağlamalı.

4-      Vergi sistemi iyice belirtilmiş sınırlar dâhilinde küçük sanayi erbabının itirazlarını kabul edecek tarzda ayarlanmalı.

Biz böyle bir vergi sisteminin küçük sanayii kalkındıracağına, ona faydalı olacağına inanıyoruz. Şuna da inanıyoruz ki, diğer sanayi dallarının yöneticileri tekliflerimizi yerinde bulacak ve bizi destekleyeceklerdir. Uygulanabileceğine derinden inandığımız bu programımızı büyük küçük bütün iş dünyasının destekleyeceğine, bize yardımcı olacaklarına can u gönülden inanıyoruz. Bu programı sizlerin önüne sunduğum için niye zevk duyduğumun sebebi de bu. Daha anlayışlı bir dinleyici grubu arasam da bulamazdım.”

 

Konuşmanın sonunda gizlenmiş olan bir gerçek daha var ki; o da, ancak bıçak kemiğe dayanıp kesmeye başlarsa ilgililerin ‘anlayışlı’ sayılabiliyor olması. Keşke en başında anlayışlı-feraset sahibi- olsalardı diyesimiz geliyor ama günümüz dünyasının hâline de bakınca aranan o anlayışlı insanların sistemin içinde kaybolduğu anlaşılıyor.

 

Yine devlet tarafından gelen bu teklifin ilgili kesimlerle bir anlaşma ortamını sağlamak amaçlı olduğu anlaşılıyor. Sıkıntıyı yaşayan gerçek ilgili ve yetkililerle yani samimi olması beklenen veya samimi insanlarla! Bu doğal süreç belirgin bir çapta yaşanmadıkça belki de beklemekten başka yapacak bir şey yoktur!

 

İşin özü, büyüklere düşenin küçükleri sömürerek veya yok ederek varlığını devam ettirmek olmadığı. Ancak bindikleri dalı keserler ki dünyanın bir türlü düzelmeyen durumu bunu kanıtlıyor.

 

Osmanlının kuruluşu ve Edebali hazretlerinin “insanı yaşat ki devlet yaşasın” felsefesi geliyor akıllara. Kendisi de zamanın küçük sanayi erbabından olduğu için işi bilen ve halkın içinden rey sahibi birisi. Küçükleri kendi çaplarında korumalı, desteklemeli, onların ekmeğine el atmamalı ve attırmamalı, var olmaları ve rahatları için çalışılmalı diyenlerden. Kısaca bir gücün hadleri aştırmaması lazım.

 

Yaptığını kabul ettirebilmek için bir de ikna meselesi var çok önemli olan. Önce samimiyet ve ardından doğrudan dil ile ilgili olan İfade gücü; güven verir veya vermez. Korumacılık kavramının da diğer kavramlar gibi alt üst olmasının nedenlerinden biri. Anlaşma ortamının sağlanmasında olmazsa olmaz bir etken. 

 

Bu konuyu da Nejat Muallimoğlu ile yapılan bir konuşmadan okuyalım:

 

1- Türkçe, bilhassa sizlerin gayet iyi bildiği gibi zaman zaman İngilizcedeki en basit cümlelerin dahi tercüme edilemeyeceği tarzda kısırlaştı, fakirleşti, ifade gücünü kaybetti.

2- Cumhuriyetten sonra dünyaya gelenleri düne, mazimize bağlaması gereken köprüler dil yetersizliğinden ötürü yıkıldı, kültürümüzün pek çok büyük eseri bizler için kaybolup gitti.

3- “Türkçe’nin büyük uyum kuralı” dedikleri bir kaidenin uygulanmaması neticesi dilimizin kulağı okşayan, dinleyicileri hayran bırakan musikisi kayboldu; haşin, kaba ve gıcırtılı kelimelerle dolan Türkçe kötü ve çirkin bir dil olmaya başladı.

 

Sayılı ve belirli kelimelerle, sayılı ve belirli kalıp cümleleri kullanan, okuma yazma ve düşünme sıkıntısı çeken, söylediğine inanmayan, inanmadığını söyleyen, hatırı sayılır işler üretmediği için de yeni kelimeler üretemeyen, bunların yerine yabancı kelimeleri dahi bozarak alan, ‘özçekim’ gibi kulağa Türkçe gelen ama olayı bilmeyen için hiç bir şey ifade etmeyen hatalı üretimler yapan,  argonun günlük dile yerleştiği bir toplum içinde yaşıyoruz.

 

Hep büyümek peşinde olduğumuzdan ‘küçüklüğün önemini’  unuttuk. Büyük sandıklarımıza yönelerek küçük sandıklarımızı terk ettik.

 

Ancak ne güzel ki; doğru dürüst bir tamirci bulmakta zorlandığımız dünyanın en güzel ülkesini ısrarla çok sevmeye devam ediyoruz.

 

Kime sorsan iki ana sorundan bahsediyor: Ahlaki eğitim ve adalet…

 

Bizim kaybettiğimizi bari Amerika o yıllarda bulsaydı! 

http://www.memurlarinsesi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..Memurlarınsesi-Memur haberleri -Kamunun haber sitesi.
haberyazilimi.com - http://www.memurlarinsesi.com/