Eğitim Sisteminin Bugünkü Sorunları | Memurlarınsesi-Memur haberleri-Kamunun haber sitesi.Memur, Öğretmen, KPSS, e-okul, eğitim, sendika, belediye, memur alım ilanları
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >>Eğitim Sisteminin Bugünkü Sorunları 03.05.2016 18:34

Eğitim Sisteminin Bugünkü Sorunları


  1. yüzyıl dünya tarihine, ilerlemeci bakış açısıyla, insanlığın kendini ve çevreyi yok ettiği bir dönem olarak geçecektir. Kapitalizmin doyumsuzluğu insanlık onurunu, adaleti, doğayla uyumu, sermayenin ayakları altına sermiş durumdadır. İnsanlık hem kendine hem de doğaya aynı zamanda yabancılaştığı bir zaman dilimindedir.

Bu noktada, ülkeler ve insanlar değişime zorlanmaktadır. Değişimi zorlayan başlıca etkenler şöyle sıralanabilir: Bilginin ve erişimin demokratikleşmesi ve dijital teknoloji kullanımının artması, gelir dağılımındaki adaletsizliğin artması, iklim ve çevre sorunları, nüfus ve göç problemleri, ekonominin küreselleşmesi, enerji bölgelerindeki sıcak çatışmalar, eğitimin değişen doğası. Türkiye için bu etkenlere, çözüm süreci ve anayasal değişim ihtiyacı da eklenmelidir.

Sanayi çağıyla birlikte dönüşen, kitleselleşen, ekonominin aracı haline getirilen eğitim, dijital devrim ve bilgi toplumunun değişen gereksinimleri nedeniyle yeni bir döneme girmiştir. Bu noktada eğitimin yeniden tanımlanma ihtiyacı doğmaktadır. Eğitim kavramına ilişkin klasik, modern ve post-modern açıklamalar birbirine karışmış durumdadır. Sanayi çağındaki eğitim aslında modern çağın eğitimi olmasına rağmen yanlış yorumlanarak geleneksel eğitim olarak adlandırılmaktadır. Oysa geleneksel olan modernizm öncesindeki eğitim anlayışı ve uygulamalarıdır. Bilgi çağının eğitim dönüşümüne ise post-modern eğitim demek daha mümkündür. Geleneksel dönemde bire-bir veya küçük gruplara yönelik olarak yapılan eğitim, sanayi devrimiyle birlikte kitleselleşmiştir. Ancak yeni çağda dijital teknolojiler yardımıyla tekrar bireyselleştirilmeye çalışılan bir eğitimden söz edilmektedir. Buradaki bireyselleştirme daha çok insanların beğenileri, ilgileri ve öğrenme stilleri üzerinden yürütülmeye çalışılmaktadır. Elbette böyle sınırlı verilerle yapılacak bir bireyselleştirmenin işlevsel olacağı düşünülemez. Teknolojinin abartılmayan desteği ve insan doğasına uygun bir kavramsal çerçeveyle bütünleştirilmesi, eğitimin bireyselleştirilmesinde olumlu adımlar atılmasına yol açacaktır.

Bu noktada Türk Eğitim Sisteminin çok ciddi ve kronik sorunları bulunmaktadır. PISA ve TIMSS gibi uluslararası göstergelerde Türkiye sonlarda yer almaktadır. Türkiye; İngilizce Yeterlik Endeksi’nde 2014 yılı itibarı ile 63 ülke içinde 47. sırada, Küresel İnovasyon Endeksinde 143 ülke arasında 54. sırada, Verimlilik Endeksinde ise, 30 ülke arasında 21. sırada yer almaktadır. Daha İyi Yaşam Endeksi (2013) çalışmasına göre istihdam edilen nüfusun %40’ı niteliklerinin altında işlerde çalışmaktadır. Yani çok iyi eğitim verilse bile Türkiye’de yüksek nitelik gerektiren iş alanları bulmak zordur.

Türkiye, yükseköğretimde okullaşma oranları açısından OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer almaktadır. Özellikle 25 yaş üstü nüfusta daha kötü bir tablo gözlenmektedir. İnsani Gelişmişlik Endeksinde 187 ülke arasında 69. sıradadır. Yine OECD’nin yayımladığı Daha İyi Yaşam Endeksi’ne (2013) göre, Türkiye eğitim performansı açısından Meksika’dan sonra en düşük skoru alan ülke olmuştur. Türkiye aynı zamanda, Meksika’dan sonra gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkedir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik arttıkça düşük gelirli ailelerden gelen çocuklar iyi eğitim alamamakta ve bunun sonucunda düşük gelirli işlerde çalışmaktadır. Böylece gelir dağılımındaki eşitsizlik aynı ailede gelecek kuşaklara aktarılarak onların kaderine dönüşmektedir. Bu döngüden çıkış yolu nitelikli bir eğitimden geçmektedir.

Ülkelerin eğitim sistemlerinin niteliğinin karşılaştırılmasında en çok başvurulan kaynaklardan biri yukarıda değinildiği gibi PISA’dır. PISA sonuçları değerlendirilirken, pek çok ölçütün bir arada göz önüne alınarak sentezlenmesi ve yorumlanması gerekmektedir. Bu ölçütlerden en önemlisi ise, PISA’nın ortaya koyduğu öğrenci başarısının kategorize edildiği yeterlik düzeyleridir. Bu kapsamda PISA’da 6 yeterlik düzeyi tanımlanmıştır. Genel bir ifade ile 2. düzey; öğrencilerin 21. yüzyılda hayata hazır olmaları için sahip olmaları gereken temel becerileri içerirken, en üst düzeyler olan 5. ve 6. düzeyler yorumlama, analiz ve sorgulama gibi üst düzey bilişsel ve davranışsal becerileri kapsamaktadır. Temel becerileri kapsayan 2. Yeterlik düzeyine erişemeyen öğrencilerin oranı, Türkiye’de yıllar içinde azalma göstermektedir.

2003’te matematik alanında, öğrencilerin %52’si temel becerilere sahip değildir. Diğer bir ifadeyle, her 100 öğrenciden 52’si temel becerilerden yoksundur. Bu oran, PISA 2012’de 42’ye gerilemiştir. Bu sonuçlar, Türkiye’deki öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun OECD ülkelerindeki akranlarından 1,5 öğretim yılı geride kaldığını göstermektedir. Türkiye’nin kaydettiği gelişmeye rağmen öğrencilerin neredeyse yarısının hayata etkin katılım için gerekli olan becerilere sahip olmaması, düşündürücü bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.[i]

Bu nitelik sorunlarının yanında MEB-2015 Faaliyet Raporunun[ii], Kurumsal Kapasitenin Değerlendirilmesi başlıklı bölümünde, bir nevi eğitim sisteminin aksayan yönleri anlamına gelebilecek olan ‘Zayıflıklar’ başlığı altında şu tespitler yapılmıştır;

-Sınıf Ortaöğretimde okul türü kontenjanlarının öğrenci talepleri ile uyumu

-Özel eğitim okul ve kurumlarının yaygınlık ve yeterliliği

-Okul öncesi eğitim imkânlarının yaygınlık ve yeterliliği

-Hayat boyu öğrenme kapsamındaki faaliyetlere ilişkin farkındalık düzeyi

-Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik sunulan eğitim imkânlarının ve izleme değerlendirme sisteminin yeterliliği

-Özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin tespitine yönelik etkili bir tarama ve tanılama sisteminin yeterliliği

-Zorunlu eğitimden ayrılmaların önlenmesine ilişkin etkili bir izleme ve önleme mekanizmasının yeterliliği

-Eğitim ve öğretime erişimde bölgesel farklılıklar

-Bakanlık ile öğretmen yetiştiren kurumlar arasındaki iş birliği

-Üstün yetenekli bireylerin eğitim ve öğretimine ilişkin politikaların yeterliliği

-Okul ve kurumlarda güvenlik, sağlık ve hijyen koşullarının yeterlilik düzeyi

-Sosyal, kültürel, sportif ve bilimsel faaliyetlerin yeterlilik düzeyi

-Haftalık ders saatlerinin öğrencilerin gelişim düzeylerine uygunluğu

-Kişisel, eğitsel ve mesleki rehberlik hizmetlerinin yeterliliği

-Yabancı dil eğitiminin yeterlilik düzeyi

-Bakanlığın bazı birimleri arasındaki, yetki ve sorumluluk çakışması

-Kariyer ve liyakate dayalı atama ve görevde yükselme sisteminin yeterliliği

-İnsan kaynakları yönetim politikalarının yeterliliği

-Mevzuatın açıklık, anlaşılırlık ve ihtiyaca uygunluk düzeyi

-Eğitim sistemindeki düzenlemelere ilişkin pilot uygulamalarının yeterliliği

-Hizmetiçi eğitimlerin verimliliği

-Çalışanların motivasyon ve örgütsel bağlılık düzeyleri

-Bütçe dağıtımında objektif kriterlerin yeterliliği

-İç kontrol sisteminin hayata geçirilme düzeyi

-Veri, bilgi ve belge arşivleme ile bilgi yönetimi sisteminin yeterlilik düzeyi

-İzleme ve değerlendirme sisteminin yeterliliği

-Öğretmenlerin bazı bölgelerde daha uzun süreli çalışmasını sağlayacak teşvik edici mekanizmaların yeterliliği.

-Derslik başına düşen öğrenci sayısında bölgesel farklılıklar ve ikili eğitim uygulamaları

Bu tespitler, eğitim sisteminin bir bütün olarak hem nitelik hem de nicelik anlamında adeta bir sorun yumağı halinde olduğunu gösteriyor.

Daha kötüsü de, sorunları çözecek olan insan unsurunun yani MEB çalışanlarının, motivasyon ve örgütsel bağlılık düzeyleri ile kariyer ve liyakate dayalı atama ve görevde yükselme sistemine olan inançlarının yok olmuş olması.

 

[i] Ulusal Eğitim Programı TED. 2015

 

[ii] MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI FAALİYET RAPORU-2015

http://www.memurlarinsesi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..Memurlarınsesi-Memur haberleri -Kamunun haber sitesi.
haberyazilimi.com - http://www.memurlarinsesi.com/