BİZİM ÇOCUKLAR | Memurlarınsesi-Memur haberleri-Kamunun haber sitesi.Memur, Öğretmen, KPSS, e-okul, eğitim, sendika, belediye, memur alım ilanları
Ana Sayfa
Ana Sayfa >>BİZİM ÇOCUKLAR 27.12.2020 16:55

BİZİM ÇOCUKLAR


Doksan kuşağı, yarım asırlık ömrün çevresinde dolanıyor. Hatta kimileri apansız göçüp gidiyor. Her gün bir güzel insanı güzel atlarıyla yolcu ediyoruz. Yüreğimizde pırpır eden bir güvercin, her an kanat çırpacakmış gibi minik bir çarpıntıyla dile geliyor.

Çok yazı yazdım, hikâyeler, kitaplar, romanlar kaleme aldım. Her birinde köklü bir milleti ve onun vefalı evlatlarını anlatmaya çalıştım.

Bizden önceki neslin romanı, araştırması, çalışması yeterli olmasa da dile getirildi.

Ama…

Açlık, gözyaşı, sefalet içinde kutsal olduğundan zerre şüphe duyulmayan bir mücadelenin adsız kahramanları, doksan kuşağı çok ifade edilmedi. Şimdi onlar da elli yaş kuşağındalar…

Onlar…

Şehir şehir, köy köy sevdasının peşinde koşanlar…

Bizim Çocuklar!

Devraldıkları mücadelenin yarım asırlık yolcuları…

Tıpkı kendilerinden öncekiler gibi kendileri de “adsız sansız olsa da kahramanlık” diyerek ardına bakmadan bir atılış gerçekleştirdiler.

Hiç beklentiye girmeden; ‘desinler’ basitliğine düşmeden; her daim, varlıklarını var oldukları ülküye karşılıksız bir sevda şuuruyla feda ettiler.

Feda etmenin lezzetini iliklerine kadar hissederek…

Ülküden alacaklı olunmayacağı inancıyla; ölene kadar ona borcumuz olduğu düşüncesiyle, öldükten sonra ‘Ülkücüydü, ülküleri için yaşadı’ denilmesi arzusundaydılar…

Mesela Bizim Çocuklardan bir Osman Dayı vardı;

Az konuşan, çok icraat yapan…

Gözünün gördüğü hiçbir şeyden korkmayan Osman Dayı, kendisine Üniversite başkanlığı görevi verildiği zaman ürkek bir serçe titremesiyle kılı kırk yarmaya başlayacaktı. Sevdasını yüreğine gömecek, cüzdanı köyün ortak malına dönecek, gece ile gündüz arasında fark kalmayacak, uykulara veda edecekti… Hâlâ da uyuyabildiği kanaatinde değilim ya…

Mesela Bizim Çocuklardan bir ufacık tefecik Devlet Ağdur vardı. Okul başkanlığını alınca kimilerinin istihzai bir şekilde ‘Bu ufacık çocuk koca okulu nasıl yönetecek?’ diyenlerin yüzünü yere serecek ve aradan geçen onlarca yıla rağmen hâlâ üniversite de “Bir Devlet Reis varmış?” diye adı dillerde örnek bir ülkücü olarak anılacaktı. O ki iftar yapmak için parası olmadığı için bir çeşme başını seçip ertesi güne de sahursuz bir iftarla ulaşacaktı da temsilin mesuliyeti ile kan kusup kızılcık şerbeti içecekti. Şimdi de paranın sadece gayeye hizmet etmek amacıyla bulunması gerektiğini ifade eden bir Bozkurt…

Mesela Bizim Çocuklardan bir Ramazan Polat vardı. Zayıf, çelimsiz ama gözü pek, korkusuz, deli fişek… Üniversitede kim nedir, necidir, ne yapar, her birini bilirdi. Ülkücülerle arası çok iyiydi ama derslerle anlaşmakta zorluk çekerdi. Nitekim Üniversite bahçesinde çıkan bir kavgada ders esnasında pencereyi açıp kendini aşağıya bırakacak kadar deli, fedakarlık yapılacaksa önünü düşünmeden ileriye atılan bir Kürşat ruhlu çeri…

Mesela, ağırbaşlılığı ile örnek bir ülkücü olan Veli Keskin, sadeliği ile yol gösterir, ele avuca sığmayan Hüseyin Türkanoğlu, kavgaların Ulubatlısı olur, Halil Özkan abi on yedi dakikada teravih kıldırır, Sofi Murat sözleriyle ve yaşantısıyla devre mührünü vururdu. Bizim Çocukların her biri diğerine hayran olurdu. Şehirden de katılan olurdu Bizim Çocuklara. Kısa sürede onlar da Bizim Çocuklar olur, Şemsettin’in köyüne sabah ezanı vakti gider kahvaltı yapmanın lezzetini duyardık. Tufanoğlu’na zorla kendimizi davet ettirir iftar yapardık…

Bizim Çocuklar vardı…

Bizim Ocak ile başlayıp Ülkü Ocağı ile yoluna devam eden kutlu bir mekânın gönüllü hizmetkârları…

Mesela Bir Uğur Keske vardı. Bizim Ocaklı yılların Ülkü Ocaklı döneme döndü yıllarda.

Anadolu’nun susuz, çorak, kıraç topraklarından kopup gelmiş kavruk yüzlü gençlerini bir gece vakti evinin salonuna kurduğu masanın etrafına toplayan…

Ve onlara alışık olmadıkları bir unvan ile hitap eden.

“ Osman Bey, Üniversitemizin başkanlığını siz yapacaksınız. Aslan Bey, Sosyal Faaliyetler Masa başkanlığı görevini siz yürüteceksiniz. Halim Bey, Ortaöğretim Masası başkanımız sizsiniz. Devlet Bey, Meslek Yüksek Okulunun Reisliğini siz yapacaksınız. Kürşat Bey, siz Ocağımızın Basın masasından sorumlusunuz. Gazi Bey siz Ocağımızın İkinci Başkanısınız…”

Cılız omuzlara yüce görevler yükleyen bir Uğur Keske…

O, Bizim Çocukların ağabeyi idi.

Bizim Çocuklar, doksanlı yıllarda ülkenin her bir yanında bir meşale yakıyordu.

Gerçi bazı ağabeyler nasihat vermekten de geri durmuyorlardı:

“Bırakın bu işleri, ne ülküsü, ne Türkeş’i?

Yarın bir iş sahibi olamaz şimdiki gibi açlığa mahkûm olursunuz…

Bu işler boş işler…”

Onlar, öyle dedikçe Bizim Çocuklar daha bir aşkla sarılırlardı ülkülerine…

Çünkü ülkü, bizim çocuklar için bir yaşam ve eylem tarzıydı.

Çünkü ülküsüz yaşamak ölmekten farksızdı.

Çünkü ülkü; dün, bugün ve yarınlara ait bütün soruların cevabıydı.

http://www.memurlarinsesi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..Memurlarınsesi-Memur haberleri -Kamunun haber sitesi.
haberyazilimi.com - http://www.memurlarinsesi.com/